|
|
Yazı gibi, kamuoyuna hızlı ulaşan bir olgunun gerçekleri, sadece gerçekleri ve doğruları aktarması o kalem sahibinin haysiyetidir. Onurudur. Ar ve namusudur. Bizlerin yazılarını ister bir kişi okusun, isterse binlerce kişi okusun. Fark etmez. Okuyucu kandırıldığını ve aldatıldığını anlarsa o kalem sahibi derhal o kalemi elinden bırakmalıdır. Kalemin kılıçtan keskin olması da bu yüzdendir. Kalem kırılmalı ama asla eğilmemeli. Dürüst ve objektif kriterler doğrultusunda yazarsak sokağa çıktığımız zaman boynumuz bükük gezemeyiz. Diyeceğim şudur ki, yansız, tarafsız ve özgür bir platformda okuyucuya ne anlatacaksak, araştırarak, soruşturarak ve vicdanımızın şaşmaz gerçekleriyle yazmak durumundayız. Uzun zamandır yazmak istediğim fakat bir türlü fırsat bulamadığım bir konuyu bugün paylaşmak ihtiyacını hissettim. Yüzyıl gazetesi bugün künyeye baktığım zaman
( 20.09.2008 tarihi itibariyle ) 82. sayısı yayımlanmış. Nice yıllara diyorum. Allah yar ve yardımcıları olsun. Yayıncılık gerçekten meşşakatli, yorucu, zor ve sıkıntılı bir iş.
( Kendim üç aydır dergimin ne şartlar altında hazırlandığını bildiğim için söylüyorum.) Yayıncılık literatüründe tatil yok. İzin yok. Gece geç saatlere kadar yazıların redakte edilmesi gibi titizlik isteyen işler de işin içine girince varın gerisni siz hesap edin. Kitle iletişim araçları çağdaşlaşmanın ve özgürlüklerin olmazsa olmazlarından. Aynı zamanda demokrasinin de kurumsallaşması açısından önem taşımaktadır. Yinelemeye gerek yok sanırım ama belirtmekte yarar var ki, yerel gazeteler bir kentin sesi, kulağı ve herşeyidir. Sanırım hangi gazeteden bahsettiğimi anlamışsınızdır. Yüzyıl Gazetesi, Haziran ayından bu yana epey üzerinde konuşulan bir gazete olma serüveni yaşadı. Kaldı ki Temmuz ayında yayın hayatına başlamasına rağmen. Selami Şahin, Fatih Gürbüz, gibi gazetecilikten ekmek yiyen insanların el emeği göz nuru dökerek oluşturduğu Yüzyıl Gazetesi yoluna devam ediyor. İnşallah edecektir de. Ben yine her yazıda belirttiğim gibi çok seslilikten yanayım. Antalya' da ne kadar çok yayın varsa o kentin sesi ve sorunları dillendirilmeye o kadar da açıktır. Antalya hızla büyüyen ve gelişen bir kent. İstiyorum ki nitelikli, gerçekci ve kalıcı yayınların sayısı artsın. Lakin, benim anlayamadığım konu, Yüzyıl Gazetesi birilerini gerçekten çok rahatsız etti, etmeye de devam ediyor. Sahi neden?. Niçin?. Sanırım bunun cevabını en iyi verecek olan da Selami Şahin ve Fatih Gürbüz'dür. Her ikisi de gerek yazılarıyla gerekse oluşturdukları gündem ile ses getiren çalışmalara imza atmaktadırlar. Biliyorum ki, bu ifadelerim için bazıları beni ' ÇUVALDIZ ' ile onure edecekler. Yağcı olacağız. Yalaka olarak nitelendirileceğiz. Yazının kaderi budur. İlla ki cımbızla bazı yerler alıntı yapılarak seçilir ve sizi linç etmeye çalışırlar. Umurumda bile değil. Yazı yazılıyorsa mutlaka bir yerlere hedef olursunuz. İsterseniz ağzınızla değil kulağınızla karga da tutsanız boş. Biliyoruz ki, yerinde sayanlar koşanlardan daha fazla ses ve gürültü yapmaktadırlar. İstisnalar kaideyi bozmaz. Hah bu arada şerefli ve gerçek emekçi gazeteci kardeşlerimi tenzih ediyorum. Fakat anlayamadığım, yıllardır bu kentin ekmeğini yiyip gazeteciliğinden istifade edenler yerel basını bir türlü hak ettiği merhaleye taşıyamadılar. Sadece günü kurtarma telaşesine düştüler. Yazık. Sonuçlar ortada. Asıl içimi dağlayan, Petrol istasyonlarında promosyon olarak dağıtılan gazeteler. İstasyonlarda yerde atıl vaziyette olan yerel gazeteler. İşte yüreğimi paralayan da bu. Kabullenemiyorum bunu. Oysa gazeteler binbir emek ve zahmetle çıkıyor. Yüzyıl Gazetesine gelince. Belli ki birilerinin bilinçaltında Selami Şahin ve Fatih Gürbüz' e karşı bir hınç olduğunu düşünüyorum. Neden derseniz, Yüzyıl Gazetesi hakikaten yerelden evrensele doğru iyi bir çıkış yaptı. Bir de buna basın camiasında çekememezlik, kıskançlık ve haset gibi hiç te iyi olmayan ve istenmeyen duygular da eklenince işin boyutunu varın siz hesaplayın. Camiada buna ' benim kalemim senin kalemini döver, benim kalemim daha etkili ' mantığı da eklenince kantarın topuzu kaçıyor. Aslında Selami Şahin ve Fatih Gürbüz' ün kaderi bu. Meyve veren ağaç misali mi desem acaba. Geçtiğimiz yıllarda gazeteport.com yeni yazarlar yarışması tertiplemişti. Antalya' dan Selami Şahin katılmıştı. Yarışma sırasında o zamanlar ses getiren yazılar kaleme almıştı. Hatta ben, o zamanlar www.olay07.com' da hem yazı işleri sorumluluğu ile birlikte hem de yazı yazıyordum. Selami Şahin' e bu konuda destek verilmesi konusunda haber sitemizden de çağrı da yapmıştım. O yazı olay07' nin yayın grubu içinde yer alan halen www.ozgurkalem.com' da arşiv bölümünde yer almaktadır. Fakat üzülerek te olsa belirtrmeliyim ki yeterli destek verilememişti. O zaman anladım ki ağacı kemiren kendi kurdu, demiri çürüten kendi pası. Yazık ki Selami Şahin kıl payı yarışmayı kaybetmişti. Eminim birileri saçına (!!) kına sürmüştür. Anlayan anlar. O yarışma kentimizden bir insanın yolunu açacak bir final idi. Neyse, bir insan olarak ve sorumlu birey babında çoğu insanın homurdandığı lakin dile getiremediği bazı gerçekleri yazma gereğini hissettim. Hem vicdanımı rahatlattım. Hem de çalışan, üreten, emek veren insanlara da sahip çıkılması ve desteklenmesi kanaatindeyim. Haaa, şunu da belirteyim ki, Selami Şahin ve Fatih Gürbüz' le uzaktan yakından bir akrabalık, kan bağı ve hemşehriciliğim yoktur. Hatta şu mübarek Ramazan ayına hürmeten and içerim ki merhabam bile yoktur. Fakat bazı gerçekler ve gelişmeler ' dilden dile' dolaşmaktadır. Hatta Başbakanımız bir sohbette ne demişti: ' Yerin kulağı vardır. '
Aynur Eryılmaz
|
|