Seval Ülker'in Haberi
Mustafa Kemal Atatürk'ün oğlu olduğunu iddia eden ve 9 senedir Antalya'da yaşayan Halil İbrahim Atalay, yıllardır verdiği hukuk mücadelesinin bitmeyeceğini, ölene kadar bunu ispatlamak için mücadelesini devam ettireceğini söyledi.
Atatürk'e 6 sene hizmet etmiş bir annenin oğlu olduğunu söyleyen Halil İbrahim Atalay, 1930'da Tekirdağ-Muratlı'da doğduğunu söyleyerek, şöyle devam etti: 'Mustafa Kemal Atatürk'ün, Türkiye'yi kurtarmak için ilk adımını attığı yer Tekirdağ'dır. Hasan Tosun'un Çiftliği'dir. Hasan Tosun, Fevzi Çakmak ve Atatürk burada karar almıştır. Bu olaylara değinilmediği için bilinmiyor.
Biz, Bulgaristan'dan geliyoruz. Annem, Ali kızı Nazile, İbrahim oğlu Hüseyin ise manevi babamdır. Biz, Muratlı Hocaydın çiftliğine 26 aile geliyoruz ve haneler buraya yerleşiyor. Manevi babam olan Hüseyin, Çorlu tapu kayıtlarından, hazineye satışa çıkmış 500 dönüm arsa buluyor. Bir arkadaşıyla burayı alıyorlar. Daha sonrasında ise, manevi babam annemi getiriyor.
Annem, bir gün evindeyken hanım arkadaşları geliyor. Aralarında çiftlik sahibinin hanımı da var. Annemi temiz, iyi görünce ona yakınlık gösteriyor. Ve Muratlı'da, Hasan Tosun'un çiftliğinde hizmetçilik yapması için teklifte bulunuyor. Ve annem kocasıyla anlaşıp, 1928'de Hasan Tosun'un çiftliğine hizmetçi gidiyor. Aradan 3 ay geçtikten sonra, Atatürk geliyor çiftliğe. Ve anneme, Atatürk'e hizmet etmesi konusunda teklifte bulunuyorlar. Annem bunu rahatlıkla kabul ediyor. Akşam eve gittiği zaman, manevi babam Hüseyin'e durumu anlatıyor.Ve annem artık Muratlı'dadır.Atatürk her geldiğinde, annem Hasan Tosun'un Çiftliği'nde kalıyor. Ayağını yıkıyor, kahve veriyor, ona hizmet ediyor ..
Bize, Atalay soyadını, 1934 yılında soyadı kanunu çıktığı zaman Mustafa Kemal Atatürk el yazısıyla bizzat kendi veriyor. Atatürk'ü, 4 yaşımda gördüm. Hayal meyal hatırlıyorum. Ben Hasan Tosun'un evinde büyüdüm. Seneler geçti. Askerden geldim. Üzerimde bir olay vardı. Ben bunun için doktora gittim. Doktor bana bu olayın gelip geçici olduğunu, kaybolup yine doğduğunu, babadan gelip soy takip ettiğini söyledi. Ben bunu amcamlar üzerinde aradım yok. Amcam dayıma sormuş, onda da yok dediler. Bana ters bakmaya çalıştılar ve doktorun verdiği ilaçları kullanarak bunu düzelttim.
1961 senesinde evlendim, İstanbul'a yerleştim. Bir saatçi dükkânı açtım ve bir kızım oldu.
Bir gün ailemi aldım, annemin köyüne gittim. Orada 1 hafta kaldık. Daha önce yaşadığım doktor olayından sonra, zaten şüphelenmiştim. Annemi bir köşeye çektim. Anne, babam kim dedim. Annem söylemek istemedi. Ben zorlayınca en sonunda boşaldı ve ağlayarak, 'O' dedi. Durakladım. Atatürk'ün benden haberi var mı dedim, evet diye karşılık verdi.annemi aldım notere götürdüm. Davamı açacağım dedim. Ertesi gün Kırklareli'ye gittik. Annem tüm olayı anlattı. Açıkça söyledi bunu. Annemi notere götürdüm ve davamı açacağımı söyledim.
İhtilal senesiydi. Yıl 1961. İstanbul'daydım. Aniden bir mektup geldi Kırklareli'ye yetiş diye. Gittiğimizde annem ölmüştü. Defnettik. Annemin bana anlattıklarını düşündüm. Bu doğrultuda köyden bazı kişilerin şahitlik yapmasını istedim. Ama daha sonra, dava açmaktan o an için vazgeçtim. Bu olayı da, kimseye söylemedim. Ta ki, 1975 senesine kadar. Konuyu, Gürün Hâkimliği'nden emekli Halil Kocabalkan'a açtım. Dava açmanın benim en doğal hakkım olduğunu söyledi. Daha önce çocuklar küçük olduğu için açmamıştım davayı. İşsiz kalabilirdim ve çocuklarımı yetiştirirken zorluk çekebilirdim.
84 yılında, Demirel'e mektup yazarak, durumu anlattım. Özel konuşmak istediğimi söyledim. Demirel bana karşılık verdi. Hemen gel görüşelim dedi. Fakat daha sonra ben çekindim. Çünkü beni tersleyeceğini düşündüm. Bu aramızda 4 yıl sürdü ve en sonunda Demirel'e ben buyum dedim.
94'te takip edildim sürekli. 4 sayfalık bir yazı yazdım ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Komisyonu'na gönderdim. Bana, kasım aylarında karşılık geldi. Hatta gözcü gazetesi ve bir televizyon kanalı benim hakkımda yayın yaptı.
Bunlar bu şekilde devam ederken, adalet bana mahkeme yolunu gösterdi. Ben hemen avukat buldum. Davamı açma yoluna gittim. Dilekçemi doldurdum, Bakırköy Adliyesi'ne başvurdum. Bu yolda hep tepki aldım. Davam 1 hafta bekledi, çıkmadı. Sonra mahkemeye gittim. Nöbetçi mahkeme, davamı allayıp pullayıp kapatmış. Ben de itiraz ettim. Tekrar davamı açtım. 2. asli hukukta davama gittim.
İlk duruşmada hâkim, 'Atatürk'ün oğluymuş, dışarı' dedi. ben de usulüyle çıktım.hakimin kararı husumet. Ardından Avrupa insan hakları mahkemesine gittim. Gelen dosyayı inceledim. Dosyanın 11. maddesinde, 'Karşı tarafın mal varlığını göstermeden husumete gidilmiştir.' dedi.
Avukatıma, Atatürk'ün mal varlığını buldurdum. Bunu halk parti sahiplenmiş. Ben bunu gösterdim, ama Halk Parti davama gelmedi.
2000 yılında Antalya'ya geldim. Buradan Yargıtay, savcılığa sürekli dilekçe verdim.en sonunda dava açtım.Bu sefer karşı tarafı göstermedim. Atatürk olduğunu söylemedim. Hakim karşı tarafı sordu. Ben durumu anlattım. Aile mahkemesine sevk edildim. O yıl da aile hukukuna çıktım. Hâkim yetersiz bilgi verdiğimi yazmış. Ben yetersiz olmadığımı, bu davadan ben ölmeden kurtulamayacaklarını söyledim. Ben varım, yok edemezsiniz dedim.
Ardından beni. Antalya Devlet Hastanesine, akabinde Akdeniz Üniversitesi Hastanesine sevk ettiler. Psikolojimin yerinde olup olmadığına dair. Doktorlar beni muayene etti ve sağlam raporu aldım.
1990 senesinde, bir rahatsızlık için İstanbul'a Hava Harp Okulu Hastanesi'ne gittim. Görevli albay, kan tahlili istedi. Kan tahlili sonucum çıktıktan sonra albaylar neticeye baktılar ve tekrar tahlil istediler. Kan tahlillerime baktı. Atatürk'le yakınlığımın olup olmadığını sordu. Bunun nereden bilindiğini sordum ve kan sertliğinden dolayı, yetmiş milyonda bir oluyor karşılığını aldım. Ben de GATA'dan kan tahlili için başvurdum. Mahkeme kararıyla isterseniz veririz dediler.'dedi.
Halil İbrahim Atalay, mahkeme karar verdikten sonra tıbba başvuracağını, aslının ortaya çıkacağını ifade etti.