Sık Kullanılanlara Ekle Facebook'ta Paylaş Haber Tarihi: 14/12/2009 18:00:51

Gelin bu gücü birlikte kullanalım
Antalya Semt Pazarcılar Odası olarak biz, Antalya da hem siyasi hem de ekonomik olarak bir dengeyiz bir gücüz…


1983’de başlamış pazarcılık mesleğine, 1993’den beridir de Antalya Semt ve Pazarcılar Odasının Başkanlığını yapıyor. Bu süreç, bir başkanlık koltuğu için oldukça uzun sayılabilecek ve konumunu muhafaza edebilmek içinde, hizmet kalitesinin her seferinde daha da artırılması gereken çok meşakkatli bir süreç. Koltuğa oturduğu günden bugüne kadar geçen bu süreyi ve Antalya da pazarcılığının nereden nereye geldiğini anlatırken de, haliyle gözlerinin içi parlıyor sayın başkanın. Her daim kafasında yepyeni projeler olduğunu söylüyor. Hesaplamaları, önerileri ve cesurluluğuyla anlıyoruz ki, ticaret konusunda başkanın eline öyle hiç kimse kolay kolay su dökemez. Pazarcılık konusunda ise onunla tartışmaya bile gerek yok. Tabandan gelen birisi olarak zaten diğerlerine karşı hükmen 3-0 galip. Gerçi klasik bir söz olacak ve sayın başkan bizim bu lafımıza, bu kadar da abartmayın diyerek kızacak belki ama pazarcılık konusunda bizlere anlattıkları ve projeleri hakikaten de devrim niteliğinde…

1

Ümit Ziya- Sayın Öz, uzun yıllardır pazarcılar odası başkanısınız, nasıl yönetime girdiniz ve ilk seçildiğiniz günden bugüne kadar odanız nasıl bir süreç geçirdi?

İsmail Öz- Aslında ben tesadüf eseri olarak yönetime girdim. Nasıl tesadüf? Bakkallık yapıyordum o zaman rahmetli Ömer Başkan vardı. Genel kurula adam bulamamış, daha doğrusu çağıramamış. Çünkü bir yerde güç yoksa insanlar oradan kaçıyor. “Kimse talep etmiyor” dedi. Bu yüzden geldi bana dedi ki: “Gel genel kurulu 21 kişiye tamamlayalım, diğer odalar gibi mağdur olmayalım, tamamlamak için dışarıdan adam bulmayalım.” dedi. Bizde gittik ve sonrasındaysa da yine tesadüf eseri yönetime aldılar beni. Tabi o zamana kadar ben, odacılık nedir bilmiyordum. Ama işin içine girince de baktım ki, bizim oda başkanımız sağa sola gidemiyor. Örneğin belediyeye gidemiyor çünkü belediyeyle sürtüşmüş, restleşmiş belediye kendisini içeriye almıyor. Kendi bağ kur borcu olduğundan dolayı bağ kura gidemiyor orada temsil yapamıyor. Halk bankasına gidemiyor oraya da borcu var. Yani sizin anlayacağınız hiçbir şey yapamıyor. Bense o zamanlar bir pazarcı esnafı olarak Antalya’nın böyle kendi çapında sözü geçen bir kişiliği olarak iyi bir yerdeydim. Odamızı hak ettiği yere getirmek, itibarını artırmak, hem siyasi hem de ekonomik olarak Antalya da bir güç haline getirmek için hep birlikte el ele bir şeyler yapmamız gerekiyordu. Ben yönetime geldiğimde bizim odanın üye sayısı 350 idi. Bunun içindeki vergili sayısı ise 80-90 civarındaydı. Şimdi odamızın üye sayısı 5000 küsur,  bir fiil aktif her şeyi dört dörtlük esnaf sayısı ise 2700.  Bunlar bizim yarattığımız ortamlar. Mesela eskiden bizde bir feodal sistem vardı pazarlarda.

Ümit Ziya- Nasıl yani, pazarlarda da oluşmuş bir nevi ağalıktan mı söz ediyorsunuz?

İsmail Öz-  Elbette. Bakınız bu konu çok önemli. Neydi bu feodal sitem? Bir pazarcı yeşil kart kullanacağım diye vergiden kaçıyordu ve bunu mazeret göstererek de yukarıdaki beyin takımı bir tek kişi üzerinden sistemi yürütüyordu. Yani arabası, dairesi, malı mülkü hemen hepsi İsmail’in üzerineydi. Bu yüzden İsmail’in kontrolünde, çek kestiği, hizmet ettiği, yardım ettiği esnaf sayısı misal otuzdu. Bir ağalık sistemi vardı. Peki, biz ne yaptık? O sistem içerisindeki insanları bağımsızlaştırdık. Dedik ki, “Gel buraya, akşam sen eve gittiğinde ben ya da başka biri sana ekmeğin var mı diye soruyor muyuz?” sormuyoruz. E-ee sormuyorsak bağımsız olacaksın. Ne yapacaksın? Gideceksin vergini çıkartacaksın, geleceksin benden yerini alacaksın, çalışacaksın kendin kazanacaksın. İşte biz bu sistem yüzünden şu anda bir aileden iki tane üç tane çoluğu çocuğu birbirinden bağımsız olmak üzere yer sahibi yaptık. Bu yer sahibi olanların hepsinin kendi arabası oldu. Yani biz Antalya’da 10-15 bin tane yeşil kartı iptal ettirdik. Bakın Türkiye de bu başka bir yerde yok. En azından 2-3 bin kişiye de bireysel özgürlüğünü kazandırdık. Şimdi o insanların her biri daire sahibi oldu, araba sahibi oldu. Bunun akabinde biz yine bir kişiye bir yer vermek şartıyla, gelirin dağılımını sağladık. Örneğin Ahmet beyin bir vergi kaydı oda kaydı varsa, Antalya Büyükşehir Belediyesinin sınırları içerisinde bizden çarşamba günü ikinci bir çarşamba pazarı yeri alamadı. Niye alamadı? Şundan alamadı. Ahmet Bey aynı gün içerisinde ikinci tezgâh yerinde kendi duramayacağından dolayı kiraya vereceğine göre, Ahmet beyin sermayesi çoktur ama Mehmet beyin sermayesi yoktur. Mehmet beyin önünü açmak için, Ahmet beye bir tane yer verdik. Mehmet beye de ödemede her türlü kolaylığı sağlayarak onunda yer almasını sağladık. Yani burada her esnafın başarısı için bir şeyler ortaya koyduk. Daha önemlisi Türkiye de bir tek Antalya’daki pazarcılarda var tahsis olayı. Birçok insan mesela bilmiyor kafadan ahkâm kesiyor. Mesela geçen bir yere gittik, bir tanesi dedi ki “Burdur pazarı çok güzel.” Burdur pazarı çok güzel falan değil. Burdur pazarı tamam kapalı, oranın projesini de biz hazırladık aslında, yani proje desteğinde bizden faydalandılar biz onların önüne götürdük.

1

Ümit Ziya- Peki Burdur pazarının madem projesini siz hazırladınız, projesini sizin hazırladığınız bir pazar yeri için neden güzel diyemiyorsunuz? Böyle demenizin sebebi ne?

İsmail Öz- Çünkü Burdur pazarında yine zabıta hükmü var. Zabıta seyyar tahsisi yapıyor ama sana kızdığı zaman veya kafasını bozduğun zaman da gelecek hafta gelme diyebiliyor o kapalı pazar yerine. Isparta öyle, Denizli’de öyle. Türkiye’de her yer böyle. Ama bir tek Antalya’da böyle değil. Antalya’da biz tahsis yaptırıyoruz. Hem de Meclis ve Encümen kararıyla tahsis yaptırıyoruz. Bir yönetmelik hazırladık biz. Bu yönetmeliğe uyduğun müddetçe esnafın o yerini,  ne Cumhurbaşkanı, ne Başbakan, ne Belediye Başkanı, ne Pazarcılar Odası ve de ne zabıta gelip iptal etme gibi bir şansı yok. Yarın buraya gelme deme şansı yok. Bu da yine bizim odamızın Türkiye’deki bir başarısıdır. Bunun akabinde mesela biz defterdarla maliyeyle anlaştık bundan kaç sene önce. Dedik ki bizim üyemiz 400 milyondan aşağı vergi vermeyecek. Birçok odalarda birçok kurumlarda muhasebe kayıtlarında, basit usulde vergileri 5-10 milyon lira vergi ile verdirttiler. Niçin? Tabiî ki basit usulün kalkmasını teşvik amacıyla. Tabi bizim esnaf bunun farkında değil. Niye? Çünkü bir muhasebeci 5-10 milyon lira vergi verdirtiyor ama öbür taraftan da diyor ki maliyeye: “Bak diyor bu basit usulde vergi kazancı yok, az veriyorlar, bunu değiştirelim işletmeye geçirelim.” işletmeye geçirelim deki temel gaye ise şu. Bugün bir işletme defteri 60 milyon lira, ama basit usuldeki bir deftere bakan muhasebeci 10 ila 15 milyon lira arasında alıyor. Arada 50 milyon lira fark var. Bu senede 600 milyon lira yapıyor. Yani bir yılda 600 milyon lirayı muhasebeciye ödüyorsunuz. Ben bu parayı ona ödeyeceğime aradaki farkı neden devlete vermeyeyim. İşte biz bu mantıkla yılda en aşağı 400-500 milyon lira vergi çıkartarak maliye bazında da Türkiye de yine birinci olduk. Az vergi çıkartan insanları ek beyanname verdirttirerek yükselttirip, basit usuldeki gelir hanesini yükselttik. Burada bizim devlete de katkımız oldu esnafımıza da. Aracının alacağı parayı devlete verdirttik ülkeye kazandırttık.

Ümit Ziya- Eski pazarlarla şimdiki pazarlar arasındaki farkı bize anlatır mısınız? Mesela göreve geldiğinizde nasıl pazarlar vardı ve başkanlık yaptığınız bu süreç içerisinde ise Antalya pazarları nasıl bir süreçten geçti?

İsmail Öz- Eski çöplük yerini bilir misiniz? Antalya’nın şimdiki Kepez Belediyesi’nin olduğu yerde Mısır Çarşısının bulunduğu yer. Orası eskiden çöplüktü. Şimdi ilk pazar pazarı bir yerden oraya taşındığında, biz orada oranın üzerine koli kartonları serdik kokmasın diye ve üzerine tezgâh açtık. Çünkü altı pislikti. Üzerine biraz toprak serdiler ve onun üzerine de bize pazar kurdurttular. Antalya işte bunu yaşadı. Sonra gaz sıkışma olaylarından korkulduğundan dolayı da bizi oradan aldılar. Şimdiki Sakarya Parkının olduğu yere gönderdiler. Eskiden orada dere vardı pazaryeri balçık içerisindeydi, çamur içinde tezgâh açtık. Yağmur yağdığı zaman bütün esnaf kaçacak yer arıyorduk. Orada benimde tezgâhım vardı, yağmur yağdığı zaman benim tezgâhıma gelmek için en aşağı 10-15 tane kalas koyuyorduk, toprak döküyorduk kendimiz ve tezgâhı ancak öyle açabiliyorduk. Şu anda, mesela geçen hafta cumartesi günü çok şiddetli yağmur yağdı Antalya’ya buna rağmen 4 tane kapalı pazarımızın tezgâhı açıldı. Örneğin o zamanlar pazarcı işgalci pozisyonundaydı. Bir zabıta memuru vardı hiç unutmam, biz cumartesi Mehmet Akif caddesinde pazar açıyorduk, pazar kuruluyordu orada. Bu zabıta, arkadaşın birisiyle tartıştığından ve sürtüştüğünden dolayı kalktı pazarın yarısını aldı. Makro düğün salonuna doğru oradan kesti yukarı doğru verdi. Benim tezgâhım bu tarafta kalmıştı. O zaman için zararım 11 bin liraydı, çok büyük bir rakamdı yani. Pazar yerimizin değişmesinden dolayı benle birlikte tam 300 tane esnaf mağdur oldu. Neden? Bir tane zabıtanın ferdi şahsi ilişkisinden dolayı. Şimdi böyle bir olay var mı Antalya da? Yok.

Ümit Ziya- Peki Sayın Öz, samimiyetinize istinaden size şunu sormak istiyorum. Şöyle bir iddia dolaşıyor ortalıklarda. Sizin oda başkanı olduktan sonra odanın imkânlarını kullanarak zengin olduğunuzla ilgili çeşitli suçlamalar var. Bu iddialar hakkında neler söyleyeceksiniz?

İsmail Öz- Bunlar külliyen yalan ve iftiradan ibarettir ve öncelikle bunu yapanları kınıyorum. Tabiî ki sadece kınamakta yetmez, yıllara göre mal varlığımla ilgili somut şeylerde söylemem gerekir. Öncelikle başkan olduğum 1993 yılında Antalya’da en çok vergi veren ilk yüzün içerisinde 58. Sıradaydım ben. Geriye doğru dönecek olursak da, ben 1983’de pazarcılığa başlarken kaktırma arabayla başladım bu işe ve 1985’de de kendi evimi aldım. 1987 de ise toptancılığa başladım ve Antalya’daki 9 tane olan büyük market zincirinden bir tanesiydim ben. Tıpkı Tekpa, Genpa vs. bunlar gibi. Ben o zaman için Ünilever’den %3 %4 %5 gibi market ıskontosu alan Antalya’daki 9 kişiden bir tanesiydim. Bunu gıda sektörüne sorduğunuz takdirde ne manaya geldiğini size söyleyeceklerdir. Ve yine ben 1988’de babamın kendi arazisinde müteahhitliğe başladım. Orada 17 daire bir, 15 daire bir ve 12 daire bir 3 tane bina yaptım. Ne zamana kadar? 1993 yılına kadar. Yani başkan oluncaya kadar. 1993 yılında da Antalya’da ilk yüzde 58.sıradan vergi sıralamasına girdim. Bundan dolayı da defterim kitabım incelendi ve oldukça yüklü bir miktarda vergi ödedim. Burada sapla samanı birbirinden ayırt etmek lazım, ben 1983’de pazarcılığa kaktırma bir arabayla başladım ama ondan sonra başkanlık koltuğuna oturuncaya kadar geçen ki süre içerisinde de işte size bu anlattığım işleri yaptım ve ondan sonra 1993’de oda başkanı oldum. Şunun altını önemle çiziyorum, pazarcılığa başlamak ayrı, oda başkanı olmak ayrı. Bu arada geçen süre zarfında zaten ben birçok iş gerçekleştirdim. Bu benim iş başarımdır. Yani başkan olduğumda ben beş parasız bir adam değildim. Hatta başkan olduğum zaman benim bugünkü sermayemin tam iki katı sermayem bile vardı. İşte bu yüzden Antalyalı hemşerilerimin ve esnaf dostlarımın bu tür gerçekle alakası olmayan çirkin iftiralara kulak asmamalarını önemle istirham ediyorum.

Ümit Ziya- Birçok işin üstesinden gelerek başarı grafiğinizi hızla yükseltmişsiniz. Bu işin sırrı nedir peki?

İsmail Öz- Şimdi kendi işinde başarılı olan insan her yerde başarılı olur. Yani bir insan kendi ürettiği işinde başarılıysa her yerde bu başarıyı sağlar. Örneğin ben bu başarımı nasıl elde ettim? Benim bakkal dükkânım vardı.  Babamın emekli maaşıyla bakkal dükkânı açtık orada iflas ettim işi götüremedim. Mahalle bakkalını çalıştıramadım. Ama ne yaptım? Orada artan mallarla ben pazara çıkmaya başladım. Dedim ya ben ilk iki sene içerisinde pazarcı gelirimle kendi dairemi aldım ve o daireyi alıp sattıktan sonra müteahhitliğe başladım abimle birlikte ortak olarak. Ben ticareti çok iyi bilen birisiyim. Bir yerde ticaret eğer yürümüyorsa nedenini çok iyi tespit edebilen birisiyim. Yani eğer sen benim işim kırık diyorsan benim sana göstereceğim yol çerçevesinde işinin çok iyi nasıl olabileceğini sana söylerim. Çünkü çok iyi bir gözlemci ve bu konularda da üretkenimdir. İşte bu yüzden benim yaptığım işler, Türkiye’nin hiçbir yerinde yok bu yüzden örnek alınan bir kişiyim.

İsmail ÖZ

Ümit Ziya- Antalya'daki diğer odalar arasında parmakla gösterilecek bir hizmet binanız var ve şuanda sizinle bu röportajımızı gerçekleştirdiğimiz makam odanız bile diğerlerine nazaran inanın çok büyük. Buraya ne kadar para harcadınız?

İsmail Öz- Evet, içerisinde bulunduğumuz bu makam odası tam 210 metrekare. Aynı anda 45 kişi oturabiliyor. Böyle bir oda daha var mı Antalya’da? Yok.  Birlik başkanına bile gittiğinizde 12 kişi oturabiliyor 13 kişi ayakta kalıyor. Ha bu nedendir? Bizim ailenin genişliğindendir. Bizim ailemiz çok geniş bir aile, bazen yeri geliyor bu 210 metrekare oda bile almıyor. Ben ilk oda başkanı olduğum dönemde üçgen mahallesinde bir sendikanın bürosundaydık, o sendikanın masa ve sandalyesini eğreti olarak kullanıyorduk. Arka sokakta 12 metrekare tek bir dükkândı. Biz ne yaptık? Bunu aldık ilk önce sigortanın karşısındaki bir alana getirdik, oradan kendi yerimizi aldık. Çallı da kendi mülkümüzü yani. Oradan ikinci mülkümüzü aldık, oradan da bütün pazarları yaparken de her pazarda bir tane pazarcı odasına ait oda yaptık. Şu anda bizim odamızın nerden baksanız kendi mülküm diyebileceği tapusu olmasa da 25’e yakın bürosu var. Şimdiki durumumuzda 1500 metrekare üzerine kapalı bir alanımız var. Bunun 600 kişilik düğün, yemekhane, restoran, toplantı yapılacak salonumuz var. 150 kişilik eğitim salonumuz var, slayt ve sunum gösterim sunumu yapılabilecek şekilde tam tekmil salonlarımız var. Başkan vekili odalarımız ayrı yönetim kurulu odamız ayrı, muhasebemiz ayrı, mutfağımız ayrı, arşemiz ayrı, genel sekreterimiz ayrı bir şekilde hizmet vermekteyiz. Sadece odamızdaki bilgisayar sistemi tam 100 milyarlık bir sistem. Elektronik ağımızdaki kamera sistemleriyle de her zaman için odamızın tüm bölümlerini internet ortamında izlememiz mümkün. Kısacası bizim odamız hizmet bakımından, hizmet üretme bakımından Antalya’da ve Türkiye’de 3000 küsur oda içerisinde yine ilk 10’a girecek nitelikteki bir odadır. Odamızda 38 kişi çalışıyor. Yani çok iyi bir istihdam sağlıyoruz biz odamızda. Ben bu 38 kişiyi aslında 10 kişiye de düşürebilirim ve bu işi öylede götürebilirim. Biz bu odaya 700 milyar masraf ettik. 700 milyarı ben böyle yapacağıma herkesin ağzını sulandıracağıma, karşıma beş tane aday çıkartacağıma, bütün siyasilerin hedefi haline geleceğime, Çallı’daki kendi mülkümüz olan o küçük yerde hizmetimize devam edebilirdim. Buraya harcadığımız 700 milyarı da elektrik paralarıyla, su paralarıyla, yemek paralarıyla, efendime söyleyeyim işte Ankara’ya gidip gelme paralarıyla veya üç beş tane yöneticimi Avrupa seyahatlerine, Karadeniz seyahatlerine göndererek de geçiştirebilirdim. Kim hesap sorardı benden? Soran olur muydu? Soramazlardı? Şimdi Ocak 10’da seçim var, bu makamı cebime koyup mu götüreceğim? Kaybettim diyelim başka biri gelecek ve burada şu anki mevcut sistemle devam edecek. Buranın mülkü olan her şey burada kalacak.

Ümit Ziya- Uzun yıllardır başkanlık yapan birisi olarak şimdi neden bir kez daha aday oldunuz. Seçildiğiniz takdirde başka neler yapacaksınız? Projeleriniz neler?

İsmail Öz- Bizim seçimlerden sonraki birinci hedefimiz, Antalya'daki tüm kapalı pazar yerlerimizde de tıpkı mobese sistemi gibi bir güvenlik ağı oluşturmak. Böylece güvenli pazar yeri imajımızı turizme ve Antalya’mıza vermek. İkinci büyük hedefimiz ise hijyenik bir pazar yeri ortamı oluşturmak. Sonrasında ise yapacağımız en önemli hareket eğitim hareketi olacak. Yani bir pazarcı esnaf nasıl para kazanır buna yardımcı olacağız. Bakın biz bundan 3-4 sene önce pazarlarda karavan sistemi getirdiğimizde, peynircilerin birçoğu bize yüklenmişti. Ama ilk karavanı yapıp da pazara karavanla çıkan esnafın cirosu 300 binden bir buçuk milyara çıkınca, şu anda 80-90 tane karavan oldu pazarlarımızda. İnsanlar biz demeden artık kendileri karavan yaptırıyorlar. Çünkü bunun artık bir ihtiyaç olduğunu ve o karavanın parasının bir senede attığı maldan çıktığını herkes gördü. Bakınız dikkat edelim, Antalya çok sıcak bir yer ve özellikle yaz günü akan eriyen peynirlerin, tereyağlarının parasından o karavanın maliyeti bir senede zaten çıkıyor.

Ümit Ziya- Yani kazandığı paradan değil, attığı paradan öyle mi?

İsmail Öz- Evet aynen öyle, sokağa attığı paradan karavanın parasını çıkartıyor. Ama işte burada bir eksiklik var. Aslında biz üretiyoruz ama bizim yasalarımız, çevremizdeki yerel yönetimler bize ayak uyduramıyorlar. Benim üyem karavan almış, kullanacak elektrik bulamıyor veya kullanacak temiz su bulamıyor.

Ümit Ziya- Alt yapımı zayıf?

İsmail Öz- Alt yapı çok zayıf. Onu bırakın valilikte toplantı oluyor, bakınız bu söyleyeceklerim çok önemli. Önemli bir konu bu. Toplantı oluyor, toplantıda deniyor ki, işte valilik yazı yazıyor Tedaş’a Belediye’ye, onlarında yetkilileri var zaten bu toplantılarda, okeylenen bir şey icraata geldiği zaman biz elektrik abonesi alamıyoruz. Tedaş diyor ki Belediyeden yazı getir gel. Belediye diyor ki ben bu yazıyı veremem burada elektriğe çarpılan olursa ben sorumluluk alamam diyor. İşte böyle bir ortamda biz yinede bahsettiğim bu karavan sistemini açık pazar yerlerindeki arka dükkânlardan cereyan alarak o dükkânın tüm elektriğini karşılamak şartıyla kullanmaya çalışıyoruz. Yani küçük ticaret yapan insanların önüne devamlı engeller koyuluyor yasalardaki yetki ve boşluklardan dolayı. Bazı insanlara yetki verdiğin zaman şımarıyor. Elektrik izin ruhsatını versen ne olur vermesen ne olur? Ben olsam yetkili, veririm kardeşim. Derim ki şu standartları yerine getir gel, şu güvenlik önlemlerini ayarla elektriği al. Doğrumu? Mühendise çizdir projeni, teknisyenine çizdir projeni, bunun direğini dik, yer altı kablosunu çek, betonunu dök, şunu yap bunu yap de, eğer o insan yapmazsa bunun ruhsatını verme. Yani çözüme kavuşturmak yerine, yok kardeşim ben sorumluluk alamam diye işin kolayına kaçıp oturmamak lazım. Eğer sen sorumluluk alamıyorsan ne diye o makamda oturuyorsun ki? İnsanların önünü açmıyorsan, hizmet etmiyorsan niye oturuyorsun o makamda? Yani bizim yaşadığımız birde bu tür sıkıntılar var.

Ümit Ziya- Peki sizce esnafın şu anki yaşadığı en büyük sorunu nedir sizce?

 İsmail Öz- Esnafın en büyük sorunu büyük mağaza rekabeti. İkinci bir sorunu ise bürokrasi engeli. Mesela biz şimdi soğuksu da bir türlü çözüme ulaşamadık devamlı engel çıkıyor. Şu anda defterdar engeli çıktı, önümüze hazine engeli çıktı. Biz soğuksuda yer aldık, bize ecri misil öde diyorlar, ecri misil ödemeyelim bize kiraya verin diyoruz, kiraya veremeyiz diyorlar. Ama karşı tarafta onun bir yüz metre ilerisinde veya beşyüz metre aşağıda aynı şekilde yerler, birileri tarafından gecekondu işlemleri yapılmış, birileri orada rant götürüyor bunu kimse görmüyor. Senin ben yapacağım dediğin şey için bürokrasi veya siyaset önüne engel çıkartıyor. Şimdi biz bundan sonra ne yapacağız? Belediyenin belirlediği köhne yerlerde pazar yeri değil de, bundan sonra bizim belirleyeceğimiz yerlerde ana cadde ana güzergâhlar üzerinde kuracağımız veya satın alacağımız, boş alanlar üzerine kuracağımız sistemimizle yapılaşma yaparak, Antalya’ya gelen 15 milyon yerli ve yabancı turistin ayaküstü uğrak olabileceği, gelebileceği, alışveriş yapabileceği sistemler kuracağız.

Ümit Ziya- Çok değişik ve güzel projeleriniz var Sayın Başkan. Peki, karşınıza çıkan diğer adaylara neler söyleyeceksiniz? Oda seçimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İsmail Öz- Ben, bir süre önce yayınlamış olduğum ve dağıttığım bildiride şunları yazdım. İsmail gitsin kim gelirse gelsin değil. Seçimlere o açıdan bakmayın. Çünkü bu konuda sizi teşvik edenler var. İsmail Öz malı götürüyor trilyonları götürüyor, işte şunu yapıyor bunu yapıyor diyenler var. Bunu öyle değerlendirmeyin. Oturun beş dakika karşıki adayla konuşun, beş dakika ha fazla değil. Arkadaş sen kimsin? İsmail Öz’ü eleştirmeden, İsmail çaldı çırptı demeden. Sen çalacan çırpacan demeden, ne yapacaksın? Benim için ne yapacaksın diye sorun. Eğer size 3 tane üst üste bir şey söyleyebiliyorsa o adamı seçin. Ama söyleyemez, çünkü şu anki mevcut başkan adaylarının hepsi dıştan güdümlü. Benim rakibim pazarcı değil. Benim rakibim pazarın içinden değil. Benim rakibim dışarıdan. Biz Antalya’da hem siyasi hem de ekonomik olarak bir dengeyiz bir gücüz. Benim odam şu anda siyasi olarak bir güçtür Antalya’da. Benim iki tane yöneticim meclis üyesi. Benim bir tane yöneticim il genel meclisi üyesi. İki tane pazarcım meclis üyesi. Yine benim pazarcılarımdan beş tanesi herhangi bir siyasi partinin ilçe başkanı. Bizim esas en büyük projemiz şu, biz büyük mağazalar karşısında yasaların çerçevesinde nasıl ayakta duracağız? Demin size bahsettim bir eğitim programı ile. Biz diyeceğiz ki pazarcımıza, bundan sonra bizim odanın güvencesi altında bir sistem kurmak istiyoruz. Biz tezgâhını nasıl yapacağını sana söyleyeceğiz. Nasıl giyineceğini söyleyeceğiz. Hangi malı satacağını da biz sana vereceğiz. Bu şartlara razıysan gel bize katıl, biz şöyle şöyle bir yapılaşmaya gidiceğiz diyeceğiz. Bu yapılaşma içerisinde direkt üreticiden malı alacağız bir sene sonra satacağımız mala göre siparişimizi vereceğiz. Misal Mehmet Ali domatesi Kumluca’nın bilmem ne köyünde serada üretmiştir den başlayarak paketleme sistemine koyarak, insanın vergisiyle birlikte net karını yani bugün sattığı 20 kalem malda ben bütün vergilerim çıktıktan sonra 10 lira para kazandım diyecek şekilde ve tamamen hijyenik bir sistem kurmak üzereyiz. Üretici birliği de bizim kuracağımız bu sistem içerisinde bizim en önemli bir ayağımız olacak. Bizde üçayak var, bir üreten ayak üretici birliği, ikinci ayağımız paketleme sistemi ve taşıma ulaşım, mesela her pazarcının hale gidip de ayrı ayrı arabalarla oradan buraya mal getireceğine tek bir arabayla pazarda servis olayı maliyette en aşağı %20 kar getirecektir. İkinci bir olay üç yerden gelen üreticinin toplayıp hale getirdiği haldeki komisyoncunun sattığı veya tüccarın alıp dağıttığından öte, sen direkt üretici birliğinden yani üreticiden aldığın bir malın ambalajlanıp da pazara getirince %20 % 30 karın olacak. Örneğin ben kumluca üretici birliğine gideceğim ve diyeceğim ki, örnek 500 ton şu domatesten bana üret diyeceğim. Senin alıcın benim bankada paran hazır diyeceğim. Yani bizim ana hedefimiz bu. Şimdi bu üretilen paketlenmiş ürünün, güzel tıraşlanmış güler yüzlü, dişini fırçalamış, elini temizlemiş, eldiven takmış veyahut da şapka takmış veyahut da önlük giymiş bir satıcı tarafından, tezgâhının başında üzerinde fiyatıyla satıldığını bir düşünsenize. İşte biz bunun için uğraşıyoruz.

Ümit Ziya- Sayın Öz, birçok şeyi konuştuğumuza inanıyorum ve bu röportajında üyelerinizi bilgilendirmek açısından faydalı olacağı kanaatindeyim. Son olarak neler söyleyeceksiniz?

İsmail Öz- Öncelikle, üyelerimizi ve Antalyalı hemşerilerimizi bilgilendirmek adına benimle böyle bir röportaj gerçekleştirdiğiniz için size çok teşekkür ediyorum. Neredeyse 26 seneden beridir bu işin içerisindeyim ve Antalya pazarlarını çok iyi biliyorum. Antalya pazarcı esnafının hemen hemen hepsini çok yakından ve iyi tanıyorum. Problemlerini biliyorum, çözümleri de bende problemleri de bende. Bu sorunlarının bir kısmının çözülebilmesi için yasal düzenlemeler lazım. Yani meslek odalarına yetkiler lazım. Çünkü pazarcı artık her şeyi odalardan bekliyor. Çözüm bizde ama bir dereceden sonra yetkimiz kısıtlandığından dolayı o çözüme ulaşma şansı az oluyor. Peki, biz ne yapıyoruz işi diyalogla çözmeye çalışıyoruz. Benim üyelerimden istirhamım mutlaka kendileri için bir şeyler yapabileceğine inandıkları adaya oy versinler. Önemli olan bu koltuğa oturmak değil, bu makamı ve bu pazarcı esnafını kardeşlerimizi, her yerde en iyi şekilde temsil ederek taşıyabilmektir. Aday olacak arkadaşların bu önemli ayrıntıyı düşünerek, eğer bu yükü kaldırıp bu odayı da layıkıyla yönetebileceklerine olan inançları tamsa sandığa gitmelerini naçizane öneriyor, pazarcı esnafım için en hayırlısı neyse de onu diliyorum.





Minik sanatçıların ilk sergi heyecanı



Silahlı soygun yapan firari asker tutuklandı



Nurettin Tursun'dan Zafer Bayramı Kutlaması



MHP'nin HAYIR'lı iftarında partiye katılımlar oldu



Türkiye Partisi’nde istifa depremi


Bu haberi sizden önce 1117 kişi okudu.
Bu rakam sizin ziyaretinizden önce kaç ayrı bilgisayardan bu haberin görüntülendiğini gösterir. (Bu sayfaya şu an kullandığınız bilgisayardan ilk kez giriyorsanız, girişiniz bir sonraki tazelemede görünecektir)
Aynı bilgisayardan gün içinde yapılan tüm girişler 1 defa sayılır.
Bu istatistikler 3 dakikada bir güncellenir
·Yorumlarda geçen ifadelerin sorumluluğu yorumu yapan kişiye aittir.
·Bizimantalya.com, yorum ekleyen okura ait IP adresi, E-mail adresi ve Ad Soyad bilgilerini yorum ekleyen kişinin bilgisine ve onayına başvurmaksızın saklama ve resmi makamlarca -istendiği takdirde- paylaşma hakkına sahiptir.
·Yorum yapan kişi bu maddeleri kabul etmiş sayılır.

Adınız ve Soyadınız:

Emailiniz:

Yorumunuz:

Bu habere yapılan yorumlar (3 yorum)
Tayfun akyolcu [10/03/2010 22:51:31] (ID: #32697)
Başkan anlaşıldığı kadarıyla bu işin erbabı
Mikail YÖRÜK [23/12/2009 09:41:07] (ID: #31422)
Başkanı Korku Sarmış derinden geliyorlar haberin olsun editörde iyi valla 50 binliramı aldı?
.. [20/12/2009 18:42:51] (ID: #31377)
Fazla kasmış başkan. Yalan deme başkan , inanma editör. Oku www.muzaffersakar.com