Sık Kullanılanlara Ekle Facebook'ta Paylaş Haber Tarihi: 14/01/2010 18:01:13

Japonya Fatihi Nimetullah Hoca
O Dünya'da İslamı Sevdiren adam olarak biliniyor.9 Dil bilen Nimetullah Hocayla Ersan Bilgin Görüştü.İşte O röportaj...


Nimetullah Hocaefendi diyor ki; "Antalya çok mühim. Duyduğuma göre her yıl 9 milyon turit Antalya'ya geliyormuş. Bu gelen misafirlerimize kelime-i tevhidin (Lailahe illallah Muhammeden Rasulullah) nurunu ulaştırmak için gayret etmeliyiz. Biz Antalya'yı çok seviyoruz. Herkese selamlar."

E.Bilgin : Hocam kısaca kendinizden bahsedebilir misin?

N.Hoca: Nimetullah Halil İbrahim Yurt. Memleketim Taşova (Amasya), gençliğimizde Tokat'a bağlıydık. Aslen Tokatlı da sayılırız.
İlk hocam, alimler köyü diyebileceğimiz Sepetli'den sonraki yıllarda Taşova'nın da ilk müftüsü olan Mehmet Ali Efendi. Daha küçük yaşlarda, babam alimlerin ve ariflerin sohbetlerine beni de götürürdü.Gezme ve Seyahat o zaman başladı.
Sultanahmet Camii'nde 1955 yılında müezzinlik ve Gönenli Mehmet Efendi ve Seyyid Arvasi gibi iki büyük alim ve veli zata imam vekilliği ifa ettik. Onların bize imam olmamız noktasında nasihatleri oldu. Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleriyle, Mehmed Zahid Koktu Hazretleri ve birçok Allah dostu ile müşerref olduk, hizmetlerinde bulunduk. Tüm Allah dostlarından, Allah razı olsun. Hepsiniz severiz, istifade etmeye gayret ederiz. O yıllarda ve daha sonra Anadolu'da birçok yerde vaaz ettik. Uzun yıllar Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere'de bulundum. O kutsal mekanlarda 15 saate yakın vaaz veriyordum.
Şu an Japonya'da ikamet ediyorum ve dünyanın çeşitli yerlerine davet seyahatlerinde bulunuyorum. Anadilim Türkçe'nin yanında Arapça, Urduca biraz da İngilizce, Japonca, Çince, Farsça biliyorum. Ömrüm boyunca talebeliğe niyet ettim, sizlere de tavsiye ederim.

E.Bilgin :
Japonya'ya gidişiniz anlatır mısınız, hocam?

N.Hoca: Japonya'ya 30 yıldır gidip gelirdik, son 7 yıldır da orada ikamet ediyor sayılırız. Medine'de davet ve tebliğ çalışmalarında bulunduğumuz sıralarda Japonya'dan gelen davet üzerine gitmeye niyet ettik. Davet eden zat, Seyyid Cemil isminde 80'ini aşmış bir kişi idi, bizi ısrarla davet etti. Seyyid Cemil, dedi ki: Hocam, Japonlar İslam'a çok yakın ve sempati duyan insanlar. Bunun yanısıra çok çalışkanlar ve de Türkleri çok seviyorlar. İman nimetini onlara ulaştırabiliriz. Neyse Hacet namazı kılarak, dua ederek Allah'tan yardım istedim. Ailemle görüştüm ve gitmeye karar verdim.
Medine'deki dostlardan 'Hocam dillerini (Japonca, İng.) bilmezsin, orada nasıl hizmet edeceksiniz? Yabancı dil bilenler bile zorlanıyorlar diyenler oldu. Ben de Hidayet Allah'tandır, siz hayırlı bir işe niyet edin, Allah (c.c) mutlaka işinizi kolaylaştırır. Diyerek yola düştüm. Yolculuğumuz ilginç oldu, az kaybolmadım (tebessüm ediyor). Japonlar çok iyi insanlar, çok yardımcı oldular, halkıyla, polisiyle. Oralara borç para alarak gittim.

E. Bilgin :
Hocam, büyük bir cesaret ve özgüven örneği sergilemişsiniz. Peki, Japonya'daki ilk günlerinizi, intibakınızı anlatır mısınız?

N. Hoca : Gidişimizin daha ikinci günü fasih arapça konuşan Eşref Yesevi adında müslüman bir Japon geldi. Arapça'yı Mısır'da öğrenmiş. Hocam siz ülkemize insanları İslam'a davet amacıyla Allah rızası için gelmişsiniz, ben de size Allah rızası için tercümanlık yapacağım, yardımcı olacağım dedi. Bu seyahatlerde Allah (c.c) yolunda olmanın tesirini çok gördük. Allah Teala, ne buyuruyor ayet-i kerimede: Ey iman edenler, siz Allah'a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.
İşte Eşref Yesevi ile sürekli Japonya'daki resmi ve sivil kurumları ziyaret edip, İslam'ı ve O'nun güzelliklerini anlatmaya çalıştık. Bizi hep iyi karşıladılar. Ayrıca İslam ülkelerinin, Japonya'daki elçiliklerine de giderek hiç olmazsa, sabah namazına camiye gelmelerini rica ettik. Yine oralarda İslam'ın yayılmasında büyük gayretleri olan Tatar Müslümanlarının torunlarını ve Pakistanlı vs. müslümanlarla da görüşerek Dedelerinizin torunları olun, camiye gelin, hizmet edelim dedik. Yani biz, oralarda müslümanlara, dinlerini hatırlattık, gayr-i müslimleri de İslam'a davet ettik, elhamdulillah.

E. Bilgin :
İslam'a Davet ve Tebliğdeki yönteminizi anlatır mısınız, Efendim?

N. Hoca : Herşeyden önce Hidayet Allah'tandır. Bizler, ancak emaneti ulaştırma hususunda vesile olabiliriz, elbette bu da az bir gayret ve ecir değil. Resulullah Efendimiz Senin vasıtanla bir kişinin hidayete ermesi, senin için güneş doğmuş ve batmış bütün varlıklardan daha hayırlıdır. Buyurarak konuya dikkat çekiyor. Davet ve tebliğ noktasında tüm müminler sorumludur. İman büyük bir nimet, büyük bir nur ve bize emanet. Düşünün şurda herşeyiyle mükemmel bir sofra donatılmış, bizler yiyoruz, içiyoruz fakat yanı başımızdaki insanlar aç ve susuz, bizden medet umuyorlar. Burada sofra, İslam ve İman sofrasıdır, yiyip-içenler iman edip, salih amel işleyen, ibadet eden, huzur bulan müslümanlar (Allah, iman ettiği halde ibadet ve salih amelde tembellik yapanları da bir an evvel uyanık kılsın), aç ve susuz olanlar ise müslümanların dışındaki insanlardır. Kendilerine ulaşıp da İslam davet ettiğimiz (dünyanın her yerinde özellikle de Japonya'da) insanlar Yahu siz neredeydiniz şimdiye kadar, niye bize daha önce gelmediniz, belki atamız olan annemiz-babamız da iman edecekti” (hüzünleniyor),Biz İslam'ı müslümanlardan öğrenmek istiyoruz, müslümanlara terörist diye önyargı ile bakanlardan değil, nolur anlatın diyorlar ve hemen kelime-i tevhid'i (La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah-Allah'tan başka ilah yoktur (ancak Allah vardır), Hz. Muhammed Allah'ın kulu ve elçisidir) bizimle beraber tekrar ediyorlar.

E. Bilgin :
Hocam, heyecanınız, aşkınız, içimizi aydınlatan tebessümünüz ve tatlı diliniz çok hoş, elbette davette ve tebliğde bu hasletler çok önemli ..... Peki Japonlara nasıl takdim ettiniz, İslam'ı?

N. Hocam : Onların hidayeti için samimi olarak bir taraftan dua ederken, onlara Siz Japonlar çok çalışkan ve çok iyi insanlarsınız. Sizin ürettiğiniz cihazlar insanlığa büyük hizmet ve kolaylık sağlıyor, çok memnunuz. Sizin gayretinizi, çalışkanlığınızı tebrik etmeye, müslümanları temsilen size teşekkür etmeye geldim. Akıl ve kalp birlikte hareket ederse daha iyi olur. Midemiz gibi kalbimizin de gıdaya ihtiyacı var. Ben de size bir hediye getirdim. Size bir kelime öğreteceğim ve böylece tüm sıkıntılarınızdan kurtulmaya başlayacaksınız, bunu göreceksiniz: La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah yine Japonlara (tabii ki tercüman vasıtasıyla) Siz HAY (evet kelimesinin Japoncası) diyerek Allah'ı (c.c) zikrediyorsunuz. (Hayy, Allah'ın isimlerinden) ve de selamlaşırken birbirlerinize rükû eder gibi saygıdan eğiliyorsunuz tabiri caizse namazın yarısını kılıyorsunuz geriye bir kelime-i şehadet ile secde kalıyor diyorum, onlarda Hay, Hay, biz onu da tamamlarız, diyorlar ve müslüman oluyorlar. Özellikle gençler ve çocuklar daha çok ilgi duyuyorlar.
Mesela, Japonlara İslam'ı şöyle tebliğ ediyorum:Nihoncin ides (Japonlar iyi insanlardır),Nihancin sukides (ben Japonları seviyorum), Şiyevasinu kotuba (bunu okursanız, bütün sıkıntılardan kurtulursunuz) do zo (buyrun). Otobüste, trende, istasyonlarda, yollarda, tanıştığım her Japona 3 defa kelime-i tevhid söyletiyorum. Onlara diyorum ki (Arapça, İngilizce karışık olarak) (tebessüm ediyor),one, kul la ilahe illallah, all problem finish ve Japonya İslam Kültür Merkezinin telefonunun yazdığı bir kağıt ile varsa İslam'ı anlatan Japonca bir kitap veriyorum. Samimi olarak söylüyorum ki, Japonlar o kadar dürüst ve araştırmacı insanlar ki fıtratları ve halleri İslam'a çok yakın. Bu sebeble ilk defa karşılaşıp İslam'a davet ettiğimiz Japonlar, birkaç gün sonra telefonla veya bizzat gelerek bize ulaşıyorlar. Müslüman olduktan sonra size İslam ismini hediye edeceğim (İslam nabay komyagit) sözü çok hoşlarına gidiyor.

E. Bilgin :
Hoşunuza giden, ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

N. Hocam : Hay hay. Bir İngiliz hanımla sokakta karşılaştık. Tebessümle selam verdikten sonra hemen kul, la ilahe illallah, all problem finish diyerek, İslamiyete davet ederek ona Ravza ismini, (insanları İslam'a davet etsin niyetiyle) hediye ettim. Japonya İslam Kültür Merkezi'nin telefonun da yer aldığı bir kitap verdim. Birkaç gün sonra o İngiliz hanım, Japonya İslam Kültür Merkezine geldi. Onu görünce o kadar duygulandım ki tepeden tırnağa tesettüre girmiş, yanında da yine kendi gibi tesettürlü bir Japon hanımefendi var. O da kim? dedim.Ravza :O da benim gibi müslüman olacak dedi. Japon hanımefendi ile beraber hepimiz aşkla ve tüm insanlığın İslam olması niyeti ile Kelime-i Şehadet getirdik. Ve Japon kızımıza da Amine ismini hediye ettik. Ravza hanım çok kıymetli bir insan, çok çalışkan, yedi lisan biliyor.
Meşhur Japon bir hanım sanatçının bir parkta konseri varmış, konser arasında Ravza, kuliste o şarkıcının yanına gitmiş ve Ben seni dinliyorum, hayranınım, ben yeni bir söz ve yeni bir melodi öğrendim, söyleyince tüm dertlerinin kaybolduğunu hissediyorsun deyip nu imana davet etmiş ve kelime-i tevhidi o sanatçıya öğretmiş. Az sonra sahneye dönen Japon sanatçı hayranlarına yeni öğrendiğim bir melodiyi sizinle paylaşmak istiyorum diyerek yüzlerce insana La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah sözünü tanıtıp, defalarca söyletmiş. Ravza hanım, o sanatçıyla irtibatı koparmamış ve o sanatçı daha sonra İslam'ı yaşamaya çalışan bir müslüman oldu. O konsere katılanlardan birçok kişi İslam Kültür Merkezi'ne gelerek İslam'la şereflendi. Ravza'nın annesi ve babası da müslüman oldu. Şu an Pakistanlı bir kardeşimizle evli olan Ravza kızımız İslam'a davet için koşturuyor. Ve daha niceleri

E. Bilgin :
Şu an Japonya'daki İslamî durumu anlatır mısınız?

N. Hocam : Japonlar, Tokyo'daki Büyük Camii başta olmak üzere İslam Kültür Merkezi ve diğer mescitlere sürekli ziyarete gelip, bilgi alıyorlar. Biz de istasyonlarda, parklarda, bahçelerde hatta meyhane vs. gibi günah mahallerinde o insanlara ulaşarak İslam'a davet ediyoruz. Bu diyalogların çoğu da hidayetle sonuçlanıyor. Bundan 20 sene önce Japonya'da iki cami varken bugün cami ve mescit sayısı 300'ü aşmış durumda. Her kesim insandan yoğun bir ilgi var İslam'a. İslam'ı öğrenmek için kitap istiyorlar. Hutbeleri fotokopiyle çoğaltarak temin ediyorlar. Japonya'da Pakistanlı ve Filipinli müslümanlar çok sayıda ve Japon kızlarıyla evleniyorlar ve müslüman bir aile teşekkül ediyor. Hamdolsun.
Japonlarla ilgili Bediuzzaman Hazretlerinin kesb-i medeniyyette Japonlara iktida bize lazımdır ki; onlar Avrupa'dan medeniyetin güzel kısımlarını almakla beraber, her kavmin mâye-i bekası olan milli adetlerini muhafaza ettiler sözü pek manidardır. İslam'ın emrettiği ahde vefa, verdikleri sözü yerine getirme ve iş disiplini konusunda Japonlar çok hassastır. Allah (C.C) bilir ya Japonya-Kore müslüman olursa tüm dünya imana gelir. İnanın dünya fevç fevç İslam'a koşuyor. Öyle ki ezanı ve Kur'an'ı dinleyip, abdest alan müslümanı görüp iman eden Japonlar var.

E. Bilgin :
Hocam, İslam'a davette önemli bir yer teşkil eden Kelime-i Tevhid-i biraz açar mısınız?

N. Hoca : Kelime-i Tevhid'i söyleyen insan mü'min olur. Mümin söylerse şifa ve rahmet olur. Günahlar affolunur. Bol bol, tekrar edelim. Her mecliste en az bir kere zikredelim. Her söylediğimizde kalbimiz rahatlıyor. Allah'ı zikredince, melekler kuşatıyor. Kelime-i Tevhid de nur var, sır var... hidayeti kalpten kalbe ulaştıran elbette, Rabbimiz. Nasıl ki Hz. İbrahim'in sesini duyurduysa.... Hz. Ömer ta Medine'den hutbede savaşta zor durumdaki İslam ordusunu nasıl yönettiyse Bizim de samimiyetle zikrettiğimiz Kelime-i Tevhid'i tüm kainata duyursun, Yüce Mevla
Peygamber Efendimiz (s.a.v), birine buyurmuş ki: La ilahe illallah de! O da cevaben: ben söylemeyi bırak, bu kelimeyi hiç sevmem demiş. Efendimiz buna cevaben : lütfen sevmeyerek de olsa bir kere söyle deyince o şahıs da : tamam, sevmeyerek söylerim diyerek La ilahe illallah diyor ve oracıkta müslüman oluyor.
Peygamberimiz (SAV), Yahudi komşusunun hasta çocuğunu ziyarete gidiyor. Kelime-i Tevhid telkin ediyor. Çocuk babasının gözlerine bakıyor ve babası oğlum buraya kadar gelmiş Muhammed'e (SAV) itaat et deyince çocuk Kelime-i Tevhid-i zikrediyor ve müslüman oluyor. Peygamber Efendimiz'in çok sevinçli olduğunu gören sahabe Ya Rasulalah bu sevincinizin sebebi nedir? Diye sorunca Efendimiz (SAV); Ümmetimden birisi daha cehennemden kurtuldu! buyuruyor. Cennet'in bedeli, Lâ ilâhe İllallah
(Bu arada içeriye yaklaşık 3 yıl önce, İstanbul'da dil kursunda müslüman bir gençle tanışıp iman edip, müslüman olan Japon Nazan Hanım ve eşi geliyor ve o diyor ki 9 yıl önce İstanbul'a geldim. Sultanahmet Camii'ne girince müthiş bir şekilde manen rahatladım. Orada çok güzel bir atmosfer vardı. Kiliseleri de dolaştım, oralar da bunaldım, rahatsız oldum. Daha sonra annemler de geldi. Sultanahmet'e onları da götürdüm, oradan çıkmak istemediler, huzur buldular. Şimdi diğer insanlara Allah'ın dinin ulaştırmaya gayret ediyorum.)
(Nimetullah Hoca'nın telefonu durmak bilmiyor. Kah Medine'den, Kah Japonya'dan, Kah İzmir'den...)

E. Bilgin :
Dünya nereye gidiyor ?
N. Hoca : Bakın, size bunu bir örnekle anlatayım. Biz Japonya'ya gittiğimizde İslam Kültür Merkezi'ndeki arkadaşlara beni tvlere çıkarın, gazetelere demeç verelim, Allah'ın dinini daha çok insana ulaştıralım (Japonya'da okuma oranı çok yüksek, en büyük gazeteleri 11 milyon satıyor) dedim. Onlarda bana Hocam, iyi diyorsun da bunun maddi olarak altından kalkamayız, çok büyük paralar isterler dediler. Hatta ertesi gün de Ramazandı.Hocam sen yarın Ramazandır, diye bir cümle sarfetsen sadece bu yayın için 40 bin dolar isterler. Sonuç itibariyle 11 Eylül hadisesine kadar biz orada medyadan pek istifade edemeden hizmetimizi gerçekleştirdik. Üzüntü ile karşıladığımız, kesinlikle tasvip etmediğimiz 11 Eylül hadisesi gerçekleşince, bizim konuşmak için talepte bulunduğumuz medya patronları bize gelerek Biz İslam'ı müslümanlardan öğrenmek istiyoruz. Müslümana terörist diye önyargıyla bakanlardan değil dediler. Ve bizden gerçek İslam hakkında röportaj ve demeçler aldılar. Böylece Japonya'da İslam'a ilgi arttı. Elbette İslam'ın ve müslümanların terörle uzaktan yakından ilgisinin olamayacağını, İslam'ın barış ve huzur dini olduğunu , vazifemizin öldürmek değil canları ve ruhları diriltmek olduğunu anlattık. Arapça'da hubbe dârretin nafia diye bir söz vardır.Bazı sıkıntılı şeyler menfaate döner. İşte 11 Eylül de öyle oldu. İnşallah Amerika da toptan Müslüman olacak ve huzur bulacak. Zira zulüm ile abad olunmaz.

E. Bilgin :
Başka hangi ülkelere gittiniz, Hocam?

N. Hoca : 55'den fazla ülkeyi ziyaret etmek nasip oldu. Örneğin Almanya ziyaretimizde camilerimizin yanı sıra meyhanelere gittim. Oralardaki bizim Anadolu çocuklarına seslendim. Dedim ki onlara Siz 3 kere mücahitsiniz, çünkü evvela
1.si Türk deyince Müslüman anlaşılıyor. 2.si memleketlerinizi bırakıp, helal rızık için gurbet ellere, buralara geldiniz. 3.sü dedeleriniz Çanakkale'de, şurada, burada şehit düştüler. Sizler şehit torunlarısınız, onun için sizler farklısınız, nolur bunu idrak edin. Tevbe edin. Allah'a dönün vs.. Onlar da Hocam doğru söylüyorsunuz, (yorgun yüzleri canlanıyor, zira günah, insanı yorar) deyip pişmanlık duydular. Hatta bazıları bizimle camilerimize geldiler. Dolayısıyla İslam'a hepimiz muhtacız, tüm insanlık muhtaç.
Yine Sibirya seyahatimiz oldu. -30 derecede bu kıyafetle orada davet ve tebliğ hizmetimizi ifa ettik. Allah'ın izniyle üşümem de, yanmam da, şayet üşürsem soğuk su ile duş alırım.
Katar ve Ürdün'e gittim. Türkiye'den gidip Ürdün'de konfeksiyon ve tekstil fabrikası kuran kardeşlerimizle tanıştım. Fabrikalarını gezerek, orada çalışanlara hitap ettim. Allah (C.C) tesirini halk etsin. Böyle konuşmalar işçileri moralize ve motive ediyor. Üretim artıyor. Yine oralardaki hayır kurumlarının yetkilileriyle görüşüp, sohbet ettik. Onlara Japonya'ya ve Çin'e İslam okulları açmalarını tembihledim. Çünkü insanlar İslam'a susamış, önce insanların imanını kurtarmalıyız. Hedefim İslam'ın mesajını tüm insanlara duyurabilmek. Japonya'daki aileler islami okullar olmadığı için küçük yaştaki çocuklarını bile civar ülkelere, okullara gönderiyorlar, yazık oluyor. (hüzünleniyor)
Katar'daki hayır kurumları öğrencilere burs veriyorlar, okul ve yurt yapıyorlar, iaşe yardımı yapıyorlar. Cami inşa ediyorlar. Türkleri çok seviyorlar.Türkler, İslam'a büyük hizmet etti diyorlar. Bir de Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ı çok seviyorlar. Gittiğim her yerde bana Erbakan Hoca'yı soruyorlar. Bugünkü duruma çok üzülüyorlar.

E. Bilgin :
Filistin'e Kudüs-ü Şerife gittiniz mi?

N. Hoca : 1965 yılında karayolu ile hacca giderken Filistin'e uğradık. Mescid-i Aksa'da namaz kılmak nasip oldu. Hatta biz imamlık yaptık. O zaman Mescid-i Aksa'nın imamı olan Sadettin Alemi ile tanıştık, bizim Türk olduğumuzu anlayınca Türkçe olarak Namazı siz kıldırın. Benim anam da Türk'tü dedi ve sevinçten ağladı. Orada namazı müteakip Arapça ve Türkçe vaaz ettim.

E. Bilgin :
Çin'e Kur'an-ı Kerim götürme maceranız var, anlatır mısınız?

N. Hoca : 3 ay uğraşarak 20 bin Kur'an-ı Kerim topladım. Çin makamları sınırda bekletiyor. Erbakan Hoca'ya haber gönderdim. O, Pakistan Devlet Başkanı rahmetli Ziya ül Hak'ı devreye soktu. Ziya ül Hak'ın ricası ile Çinliler izin verdi.
O zaman Çin'de Türk bölgelerinden hangi camiye gittiysem, beni Tala al bedrü aleyna ilahisi ile karşıladılar. Orada büyük camilerde hitap ettim. En az 5 bin kişi çalışan fabrikalarda işçilerle sohbet ettim, onlar da sevgi ve coşku ile dinlediler. Birbirlerine, bizim için Ta Hicaz'dan kalkıp, buraya gelmiş” diye bizi gösteriyorlardı.
Oralarda işçilere Her şeyden önce bütün sıkıntılardan kurtulmak için şu cümleyi en az 100 defa söyleyiniz (La ilale illallah) Bunu söylerseniz bütün sıkıntılar gidecek, yanısıra imanınız ve nikahınızı tazeleyeceksiniz. Diye hitap ettim. Tembelliğin yerini azim ve sebat alıyor. Dürüst olmalarını ve daha çok çalışmaların tavsiye ettim. Bu sohbetlerden hem işverenler hem de işçiler memnun kaldılar.

E. Bilgin :
Okuyucularımıza tavsiyelerinizi alabilir miyiz, hocam?

N. Hoca :
1-Genç kalmak isteyenler;
*Devamlı Allah'ı zikredin
*Beş vakit namaza ilave olarak gece namazı (teheccüd) kılın.
*Din ve dünyanız için seyahat edin.
2-İman çalışmaları öne alınmalı, ardından ibadetlere titizlik gösterilmeli.
3-Kur'an'ın manaları iman yolunda çalıştıkça anlaşılıyor.
4-Kesinlikle ümitsiz olmayacağız Allah'ın rahmeti ve şefkati sınırsız.
5-Selam'ı yayınız (Nimetullah Hoca yaya veya araçta seyir halindeyken her gördüğünü, muhatabı her ne halde olursa selam veriyor, arabanın sağ kapısı, babüs selam)
6-İki büyük nimet olan sıhhat ve vaktin kıymetini iyi bilmeliyiz.

E. Bilgin :
Hocam, Allah (C.C) davet yolunda yar ve yardımcınız olsun. Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim.

N. Hoca : İnşallah herkes Müslüman olacak, çünkü vakit geldi. Bütün kötülükler ve zulümler yaşandı. İslam'dan başka yollara sapanlar huzursuzluk içinde. İnsanlık arayış içinde. Huzur ve saadetin tek adresi İslam. Onun için tekrarlıyorum ki tüm dünya Müslüman olacak. Rabbim bizi bu yolda daim kılsın. (Amin!)




Hoca Yaparsa, Ancak Zam Yapar



Aktaş'tan Akaydın'a Dön Baba Dön



Hoca bas şu frene artık



Japonya Fatihi Nimetullah Hoca



Japonlara İslamı Sevdiren Adam


Bu haberi sizden önce 2885 kişi okudu.
Bu rakam sizin ziyaretinizden önce kaç ayrı bilgisayardan bu haberin görüntülendiğini gösterir. (Bu sayfaya şu an kullandığınız bilgisayardan ilk kez giriyorsanız, girişiniz bir sonraki tazelemede görünecektir)
Aynı bilgisayardan gün içinde yapılan tüm girişler 1 defa sayılır.
Bu istatistikler 3 dakikada bir güncellenir
·Yorumlarda geçen ifadelerin sorumluluğu yorumu yapan kişiye aittir.
·Bizimantalya.com, yorum ekleyen okura ait IP adresi, E-mail adresi ve Ad Soyad bilgilerini yorum ekleyen kişinin bilgisine ve onayına başvurmaksızın saklama ve resmi makamlarca -istendiği takdirde- paylaşma hakkına sahiptir.
·Yorum yapan kişi bu maddeleri kabul etmiş sayılır.

Adınız ve Soyadınız:

Emailiniz:

Yorumunuz: