“FETİH 1453” FİLMİNİN ANLATTIKLARI…

22.02.2012 19:23

    Yakın zamanda Türkiye de yaşananlar, çoğumuza “Hayret! Türkiye’de neler oluyor?” Dedirtti.


             Geçen hafta, Türk Milleti şaşkınlık içerisinde, kişiye göre yasa hazırlatılmasını seyretti.


             Cumhuriyet Savcısı, bir kaç üst düzey MİT yetkilisi hakkında Türk milletine Türkiye Devletine ve Türkiye’nin bütünlüğüne karşı suç işlediği iddiasıyla soruşturma açtı. Ciddi iddialarla muhatap olan MİT Müsteşarı Hakan FİDAN ve diğerleri kendilerini aklamak üzere savcıya ifade vermeye gideceği yerde, onlar öyle yapmadı. Başbakan ve Cumhurbaşkanına gittiler. Yaşanan süreci en iyi bilen Başbakan da anında talimat verdi. AKP grubu, MİT üst düzey yöneticileri hakkında soruşturmayı Başbakan’ın iznine bağlayan bir yasa tasarısı hazırladı. Sonunda suç işleyen üst düzey MİT mensupları hakkında soruşturmayı Başbakan’ın iznine bağlayan yasa, TBMM’den jet hızıyla gene bir gece vakti geçti. Cumhurbaşkanı da jet hızıyla geçen yasayı, jet hızıyla onayladı. Hukuksal düzenlemede, bir ilk yaşandı. Yapılan yasa tasarısı, jet hızıyla yasalaşsa da, kamu vicdanından geçmedi.


            Tüm bu yaşanan olaylardan sonra siyasi konularda yazı kaleme almaya bir türlü elim varmadı.


            Nasıl varsın ki; Yaşadığımız ülke Türkiye’de kişilere özel yasa çıkartılıyor. Biryandan Milli Bayramların coşkusu kırılmaya çalışılıyor. Kutlanma şekilleri basitleştiriliyor.


            Atatürk Gençliğe hitabesi bir bakan tarafından “ Gençliğe hitabe, Ayet midir? “ Deniliyor. Yeni bir tartışma ortamı yaratılıyor.


            Ülke gençliği, geçmişte benim öğrenci olduğum dönemlerde, sağ-sol kutuplaşması yaşamıştı. Şimdi ise dindar gençlik, dindar olmayan gençlik adı altında yeniden bir başka düşünce gruplarının etkisinde kutuplara ayrılmaya çalışılıyor.


            Her geçen gün ayrı bir uygulama ile hazırlanan senaryolarla, Atatürk ilke ve inkılâplarının yıpratılmasına işlerliliğinin kaybedilmesine, yeni bazı düşüncelerle kafaların karıştırılmasına tanık oluyoruz.


            Son günlerde, Seçilmişler, atananlar diye ikilemler ortaya sürülüyor.


            “Seçilmişleri, atanmışlara kul ettirmeyiz.” Sözü birden gündeme oturuyor.


            Oysaki seçilmişi de, atanmışı da hata yapabilir.


            Önemli olan, doğru dürüst, hukuka saygılı insanların topluma karşı sorumluluğunu bilerek, görevlerini yürütmesi


            Bu hafta sonu, tüm bu olumsuz olaylardan, gelişmelerden dolayı devamlı ülkenin olumsuz gidişatı için düşünceye dalan beynimi dinlendirmek için, aylar önce fragmanıyla bile Türkiye’de dünyada yankı uyandıran “Fetih 1453” filmini seyretmek için kendime zaman ayırdım.


            Basında da yer alan “FETİH 1453“ Filmi ile ilgili olumlu yorumları okudukça, TV kanallarında film ile ilgili haberleri, yayınlanan fragmanını izledikçe, filme olan merakım artmıştı. Biran önce seyretmeyi düşünüyordum.


            16 Şubat Perşembe Günü Saat 14.53 ‘de sinemalarda gösterime başlanan “Fetih 1453”  Filmine, ancak Cumartesi akşamı gidebildim.


            Cumartesi akşamı, 17 milyon dolarlık bütçesi ile Türk Sinema Tarihinin en pahalı filmini nihayet seyredecektim.


            İki buçuk yılda tamamlanan film, sinemaseverlerin ilgisini çekmiş, medyanın da gündemine birden oturmuştu. Haber portallarında, basında, en çok haber girişi yapılan konu oldu.


           Nihayet bende, sinema salonlarının dolduğu bir ortamda “FETİH 1453“ Filmini seyrettim.


            Bugün “FETİH 1453“  Filminin bende yarattığı olumlu, olumsuz etkiyi, film hakkında oluşan düşüncelerimi, film sahnelerinin bazı kesitlerini, siz okurlarım ile paylaşmak istiyorum.


            İlk başta filmin isminden başlamak istiyorum. “Fetih 1453”. Bu tarih, hemen hemen hepimizde, İstanbul’un fethini, ortaçağın kapanmasını, yeniçağın açılmasının başlangıç olayı çağrışımını yapıyor.


            Fetih 1453, Tarihe ilgisi olan olmayan herkesin duygulu anlar yaşayacağı bir film.


             Filimde 1453 Yılının özellikleri, Fetih yılında yapılan hazırlıklar en ince ayrıntısına kadar senaryoya dâhil edilmiş. Sahneler gerçekten de Hollywood Filmlerinin tarzında çekilmiş. Çekilen sahneler çok hoş. Kullanılan teknoloji, figüran sayısı ve kostümler çok etkileyici. Kostümler, çeşitli olup,  o günlerin giyim tarzına uygun hazırlanmış.


             Filmin efektleri, müziği çok başarılı hazırlanmış.


             Film, ailece, arkadaşınız, eşiniz, çocuğunuz, varsa torununuz ile gidilebilinecek seyrederken de bize bu toprakları vatan olarak bırakan Avrupa devletlerini dize getiren ceddimizi gururla anacağımız bir film.


             Ben buradan, muhteşem filmi bizler için hazırlayan, başta filmin yönetmeni Sayın Faruk AKSOY olmak üzere,  tüm oyuncuları, film ekibini, bu filme destek veren, emeği geçen herkesi kutluyorum.


             Filimin bazı kesimlerinin tarihi gerçeklerle örtüşmediği konusuna ben katılmıyorum. O zamandan bize intikal edilen bilgiler doğrultusunda en iyi şekilde filmin kurgusu hazırlanmış. Elbette belgesel film çekmek ile, İstanbul’un fethinde yaşanan bütün olayları dramatize ederek senaryoya dönüştürerek film çekmek çok farklı.


            Filmi seyredecek olanlara saygısızlık olmasın diye filmin açık detayına girmek istemiyorum. Sadece kısaca bazı ayrıntılar üzerinde duracağım.


            Filme tekrar dönersek;  




           “Filme konu olan Sultan Mehmet, Babası 2. Murat'ın ölüm haberini Saruhan Sancağı'ndayken alıyor. Bu durum O'nu hem büyük bir keder içerisinde bırakıyor, hem de tahtına tekrar oturmasının yolunu açıyor.

            Osmanlı Sultanı Mehmet ilk tahtta çıktığında henüz 12 yaşında. Uçbeyleri ile vezirleri arasındaki siyasi husumetten bunalan 2. Murat, çok sevdiği oğlu Alaaddin'in ölmesinin kendisinde yarattığı derin üzüntü sebebiyle tahttan feragat ederek Mehmet'i devletin başına geçiriyor. Yeniçeri ve devlet üzerinde çok etkili biri olan Baş vezir Halil Paşa, bu durumdan hiç memnun olmuyor. Özellikle, Sultan Mehmet'in İstanbul'un mutlak suretle alınması gerektiğini söylemesinden büyük rahatsızlık duyuyor. Osmanlı Sultanı Mehmet'in toyluğunu fırsat bilen Haçlıların Osmanlı topraklarını işgale başlaması ihtimali üzerine Sultan Murat'ın tahta dönmesini sağlıyor. Mehmet de tahttan uzaklaştırılarak Saruhan Sancağına gönderiliyor.

           Sultan Mehmet, babasının ölümünden sonra yeniden ve daha güçlü bir şekilde tahtına dönüyor.Sultan Mehmet’in devletin başına geçtikten sonra  yine öncelikli hedefi İstanbul'un fethedilmesi oluyor.


           Sultan Mehmet, peygamber Efendimizin ( S.A.S) o meşhur sözünden ilham alıyor;

          "Konstantin’iyye elbet bir gün feth olunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, O'nun askeri ne güzel askerdir!"

           
Sultan Mehmet, hedefe onu götürecek her şeyi iyi hesaplıyor. Öncelikle gerekli hazırlıkları yapana kadar, tüm komşu ülkelerle barış içerisinde yaşıyor. Papalık dâhil, Macarlara, Sırplara, Lehlere, Ceneviz ve Venediklilere elçiler göndererek barış içerisinde yaşama isteği içerisinde bulunduğunu bildiriyor.


           Deniz savaşında güçlü olmak için Gelibolu tersanesini restore ettirerek, senede 100 kadırga yapılabilir hale getiriyor. 

           Bu sırada, D. Roma İmparatoru Konstantin, genç yaşından dolayı toy ve basiretsiz olduğunu düşündüğü Sultan Mehmet'e karşı, elinde tutsak olan Şehzade Orhan'ı kullanmaya çalışarak, ağır tahsisatlar talebinde bulunuyor. Bütün amacı, Sultan Mehmet'in tavizler vererek iyice itibarsızlaşmasını sağlamak oluyor. Üstelik Sultan Mehmet bu tavizleri de veriyor, Konstantin'in bütün isteklerini kabul ediyor. Ancak bu durum bile, sadece Sultan Mehmet'in stratejisinden ibaret kalıyor.

          Anadolu’da Karamanoğulları'nın bir isyan çıkarmaya başladığının haberi alınır alınmaz, Osmanlı Ordusu, Akşehir'e doğru yola koyuluyor. Karamanoğlu İbrahim karşısında hiç beklemediği kadar kalabalık bir ordu görüyor. Barış talebinde bulunmak zorunda kalıyor. Ordusunun yara almaması için Sultan Mehmet’te barış talebini kabul ediyor. Sefer dönüşünde, savaşmadıkları halde bahşiş isteyen bir kısım yeniçeri Sultan'ın otağının önünü kesince; Sultan Mehmet hem cülusları dağıtıyor, hem de firar eden askerleri bahane ederek, Başvezir Halil Paşa'nın adamı olan Yeniçeri Ağası Kurtçu Doğan'ı dayak cezasına çarptırarak sürgüne yolluyor. Bu hadiseyle de ordusunun üzerindeki hâkimiyetini tamamen sağlamış oluyor

          Edirne'ye döndükten sonra İmparator Konstantin'e bir elçi göndererek, Orhan için ödediği tahsisatı artık yollamayacağını bildiriyor. Ardından, Anadolu Hisarının karşısında Boğazkesen ( Rumeli ) Hisarının yapımına başlıyor. Bu yapıyla da aynı zamanda fiili olarak D. Roma İmparatorluğuna savaş açmış oluyor.

          Bu durum Avrupa devletlerince de fark ediliyor. Ancak Fransız ve İngilizlerin birbiriyle savaşıyor olması, Alman Kralının da taht kavgalarıyla uğraşması gibi gerekçeler yüzünden D.Roma İmparatorluğu'na yardım etmek neredeyse imkânsızlaşıyor. Papanın bir takım girişimleri de sonuçsuz kalıyor.


         Biryandan da surları delebilecek en büyük top dökülüyor.


         Sultan Mehmet, savaştan önce ordusuyla namaz kılıyor. Fetih için Dua ediyor.        

         Ve savaş başlıyor…


         Surlar önünde kıyasıya bir savaş.


         Surlardan şehre girilemeyeceği  anlaşılınca, Sultan Mehmet  karadan haliç’e kadırgaları indirmeyi düşünüyor. Bir gece de kalasların üzerinden halatlarla çekilen kadırgalar haliç sularına iniyor.


         Kostantine imparatoru, komutanları, askerleri, halkı şaşırıp kalıyorlar.


         Hasan (Ulu batlı) askerleri çok iyi motive ediyor.


         Hasan’ın sevdiği kadın da, ailesini haçlı orduları tarafından öldürüldüğünden dolayı savaşta tüm desteğini Osmanlı ordusunun başarısı için, topların atış mevzilerinin daha iyi olması için çaba sarf ediyor.


        Osmanlı ordusu başlangıçta çok zayiat veriyor.


        Bu arada Sultan Mehmet hocası Akşemsettin’i rüyasında görüyor.


        Akşemsettin, Sultan Mehmet’e moral veriyor. Eyüp Sultan’ın mezarını rüyasında gördüğünü söyleyip yerini gösteriyor.


        Sultan Mehmet, ordunun morali yükselsin diye, hocası Akşemsettin’i de yanına alarak askerlere konuşma yapıyor.


        Yeniden saldırlar sonucu, surlardan delikler açılıyor. Osmanlı askerleri buralardan kale içlerine sızmaya başlıyor.


        Bire bir çetin savaş sahneleri devreye giriyor.


        Hasan düşman ordusunun komutanı ile karşılıklı vuruşuyorlar. Hasan onu zor bir mücadeleden sonra öldürüyor.


        Hasan ( Ulubatlı ) oklarla vurulmasına rağmen yılmıyor, tüm güçlüklere rağmen nefesinin son anında, bir güç alarak Osmanlı sancağını surlara dikiyor.


        Savaş kazanılıyor. Savaşı kazanan Sultan Mehmet, büyük ihtişamla şehre giriyor. Fatih unvanıyla Kostantine ye şehrinde halka dinlerini yapabilme güvencesi veriyor.


          Korkudan dolayı Ayasofya ‘da toplanan insanların birden yüzleri gülüyor. “


 


        Benim tahminime göre Fetih 1453 filmi, Türk sinemasının gişe rekoru olan 4 milyon 333 bin 144 kişiyle 2009 yapımı “Recep İvedik – 2” filmini geçeceğe benziyor.


        Fetih 1453 Filmi, kurgusuyla, çok güzel, gurur duyduğumuz tarihimizi yeniden yaşadığımız, izleyiciye tarihi mesajda içeren bir film.


         Filmi seyrederken, biran derin  bir gurur içerisine girerek,” İşte benim geçmişte Avrupa’ya korku salan devletim “ Diyebiliyorsunuz.


        Dünün ihtişamını görüp, bugün devlet olarak Avrupa kapılarında niçin girmek için bekliyoruz? Düşüncesine kapılıyorsunuz.


         Filimin çekildiği mekânlar, geçmiş tarihin ayrıntılarına göre seçilmiş. Bu haliyle de filme bir başka güzellik katmış.


         Filmin yönetmeni Sayın Faruk AKSOY’DAN, daha nice tarihi konu olan (Atilla, Cengiz Han, Osman Bey, Viyana Kuşatması,93 Harbi, Kırım’da Türklüğün yok edildiği Osmanlı Rus savaşları, Osmanlının Filistin’de verdiği mücadele, Rusların Türklere, Çerkezlere, Çeçenlere Ahıskalılara( Misket Türkleri) diğer halklara yaptıkları zulümler, 18 Mayıs 1944 Diasporası Kırım Türklerinin Stalin tarafından Kırım’dan sürgünü, Çin’de Doğu Türkistanlılara yapılan zulümler, Çanakkale savaşı, Kurtuluş savaşı ) filmlere, deneyimini de yansıtarak, imza atmasını bekliyorum.


        Fetih 1453 Filmi benden tam not aldı. İzleyicilerin çoğundan da tam not aldığı kanısındayım. Film yönetmeni Sayın Faruk AKSOY’U Türk tarihinin olduğu kadar dünya tarihinde de önemli bir olay olan çağ açıp çağ kapan İstanbul’un Fethinin kurgusunu ustaca uyarlamasını, çok başarılı buldum. Bu konuda iddialı olduğunu bu filmiyle de bir kez daha göstermiş oldu.  


           Sonuç olarak; Keşke bu filimde konu edildiği gibi, gerçek yaşanmış nice savaşlarımızı, tarihi olaylarımızı, tarihi kahramanlarımızı, sinemaya uyarlanacak senaryolara dönüştürülebilse. Türk Milleti kadar değişik coğrafyalarda, zulüm görmüş, asimile uygulanmış, bir millet dünya da yok. Halen Türk Milletini tarih sahnesinden silmek için,  üzerine oynanan senaryolar var. Tarih de 16 büyük imparatorluk kurmuş olan Türk Milletiyle gurur duyacak gençlerimize nice fetihlerimizi anlatan filmlerin çekilmesi, özümüzün, kültürümüzün, tarihimizin ötekileşmeden korunması dileğiyle…       


          Hoşça kalın!


          Sağlıcakla kalın!


 


       


 


 


Tüm Yazıları

Haber yorumları - Yorum Yaz
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır... [ ilk yorumu sen yap! ]


Okur yorumları, kişilerin kendi görüşleridir. Antalya, Isparta ve Burdur'dan tüm son dakika gelişmeleri, Bizim Antalya gazetesinin tüm haberleri sorumlu değildir.